Red Hot Chili Peppers'ın 8 Eylül'de Santral İstanbul'da sahne alması kesinleşti. Mekanı bilmeyenler için; RHCP'ye yetmeyeceğini rahatça söyleyebilirim. Göt göte, hoplaya zıplaya yürümeye hazır olun, idmanlı gelin.. Biletler satışa çıktı bile.
Öncesinde ise; Pozitif Günler'in Two Doors Cinema Club ve Metronomy'i getireceğini biliyoruz. Gözden kaçırdığımız bir de Nouvelle Vague var. Tercih hakkımı bu güzel bayandan yana kullanıcam sanırım..
Purple Concert organizasyonuyla İstanbul yeni bi festival kazanıyomuş; İstanbul Open Air. 4-6-7 Temmuz'da Parkorkman'da hard rock'ın temsilcileri sahne alacak. Açıklanan gruplar şu şekilde; G'NR, Evanescence, Godsmack, In Flames, Apocalyptica, Within Temptation, Ugly Kid Joe, Lacuna Coil, Skindred, Sweet Savage, Şebnem Ferah, Pentagram, Ayşe Saran, Redd, Erdem Yener, Planeur...
Zaz Türkiye turnesine çıkıyor 27 Haziran Maçka Küçükçiftlik Park'ta sahne alıp daha sonra İzmir ve Ankara'da da sahne alacak.
Değil bu günün, doğrudan bu yazın bombası olabilecek haber; Morrissey'in Türkiye ve İsrail konser tarihlerinin yakında açıklanacak olmasıdır. Ufak bi titreme, aksırma, tıksırma ve çift görme gibi bünyede tuhaf etkilerle karşıladım haberi. Şaka lan şaka gayet cool takıldım. Salona geçip viskimi doldurdum, sonra bayılmışım..
müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Nisan 2012 Pazartesi
Durduramıyoruz Efendim Geliyorlar - 2
28 Mart 2012 Çarşamba
Tematik geceler - 3
1 haftadır yazmayınca bi blogun olduğunu bile unutuyosun. Her gün yazma gibi bi zorunluluğun olmaması güzel tabii. Eskisi kadar ağırlık veremesem de tamamen yazmayı bırakacağımı da sanmıyorum. Şahsım için istikrar hiç alışık olmadığımız, uzak, gerçek dışı bi durum.. Neyse ki şehre güneş uğradı da gotik dönemden sıyrıldık. Güneşli haftasonları yaşandı, pazartesi sendromu aşıldı derken yine haftanın ortasındayız. Herkesin yaz için planları hazır olmalı şimdiden. Eğer değilse derhal yapmaya başlayın şimdi, şuan (blogger burada münferit 3-5 kişiden bahsediyor).
Gecenin teması; "Somebody"
İyi geceler.
Devendra Banhart - Heard Somebody Say
Elliott Smith - Somebody That I Used To Know
The Smiths - Last Night I Dreamt That Somebody Loved Me
Kings Of Leon - Be Somebody
Mando Diao - Dance With Somebody
Gecenin teması; "Somebody"
İyi geceler.
Devendra Banhart - Heard Somebody Say
Elliott Smith - Somebody That I Used To Know
The Smiths - Last Night I Dreamt That Somebody Loved Me
Kings Of Leon - Be Somebody
Mando Diao - Dance With Somebody
21 Mart 2012 Çarşamba
The Charlatans UK
Daha önce blogda defalarca adı geçti; The Charlatans UK. 89' tabi Manchester çıkışlı Stone Roses'ı andıran tarzıyla indie alemine nam salmış, çok güzel şarkılar kaydetmiş, döneminin bitmesiyle kaybolup gitmiş 'baba' gruplardandı..
14 Mart 2012 Çarşamba
Olan Biten
Indie İstanbul Sigur Ros geliyor deyince ortalık karıştı bugün. Biz de kendilerine güvenerek pek bi sevindik. Ağustos ayında bi Avrupa turnesine çıkıyor İzlandalı grup. Sonbahar gibi anca gelebilirler diye tahmin ediyorum..
Ardından aynı site The Drums iddiaları attı ortaya. Her iki haberde de kaynak yok, resmi açıklama da yok tabi ki. 14-15 Temmuz'da yapılacak olan One Love Festival'in line-up'ı açıklanmadan bu karmaşa bitmeyecek gibi. Malum bu sene Rock'n Coke gerçekleşmeyeceği için tek ümidimiz One Love.
Geçtiğimiz gün ise Two Door Cinema Club ve Metronomy konserleri açıklandı. Pozitif Günler kapsamında Maçka Küçükçiftlik Park'ın evsahipliğini yapacağı organizasyon 28 Haziran tarihinde gerçekleşecek.
Yeni albüm haberleri de gelmeye başladı. The Shins'in 16 Mart'ta çıkacak olan albümü Port Of Morrow Radyo Eksen sitesinden dinlenebilir. Aynı şekilde Paul Weller'in Sonik Kicks'i için ise adres NME.com..
The Temper Trap ise başarılı prodüktör Tony Hoffer ile çalıştığı, kendi adını taşıyan 2. stüdyo albümünden Rabbit Hole isimli parçayı yayınladı.
The Temper Trap - Rabbit Hole
Ardından aynı site The Drums iddiaları attı ortaya. Her iki haberde de kaynak yok, resmi açıklama da yok tabi ki. 14-15 Temmuz'da yapılacak olan One Love Festival'in line-up'ı açıklanmadan bu karmaşa bitmeyecek gibi. Malum bu sene Rock'n Coke gerçekleşmeyeceği için tek ümidimiz One Love.
Geçtiğimiz gün ise Two Door Cinema Club ve Metronomy konserleri açıklandı. Pozitif Günler kapsamında Maçka Küçükçiftlik Park'ın evsahipliğini yapacağı organizasyon 28 Haziran tarihinde gerçekleşecek.
Yeni albüm haberleri de gelmeye başladı. The Shins'in 16 Mart'ta çıkacak olan albümü Port Of Morrow Radyo Eksen sitesinden dinlenebilir. Aynı şekilde Paul Weller'in Sonik Kicks'i için ise adres NME.com..
The Temper Trap ise başarılı prodüktör Tony Hoffer ile çalıştığı, kendi adını taşıyan 2. stüdyo albümünden Rabbit Hole isimli parçayı yayınladı.
The Temper Trap - Rabbit Hole
11 Mart 2012 Pazar
Eurovision
Bir garip şarkı yarışması olarak Eurovision'ı ciddiye alan 3-5 ülkeden İsveç'in parçası Euphoria'yı dinledim. İskandinav ve Sovyet ülkeler arasında oylama mevzusu yüzünden savaş çıkmazsa İsveç 1. olur. Hatta şarkı baya patlar gider yarışmadan sonra da. Hanım ablamız güzelliğiyle 1-0 önde ayrıca..
Sırbistan ise yarışmaya Coldplay'in Paradise'ı ile katılmayı tercih etmiş, ilginç karar. İngiltere'nin Adele, Ermenistan'ın System Of A Down, Finlandiya'nın Children Of Bodom, Almanya'nın Ramstein hatta ABD'nin (!) Pink Floyd (!) ile katılmadığı amatör şarkı yarışmasında kazanan kim olursa olsun üzülen TRT spikeri Bülend Özveren olacak gibi..
Bize gelecek olursak; Can Bonomo dans etmezse ilk 3'e gireriz. Net.
Loreen - Euphoria (İsveç)
Zeljko Joksimovic - Synonym (Sırbistan)
Sırbistan ise yarışmaya Coldplay'in Paradise'ı ile katılmayı tercih etmiş, ilginç karar. İngiltere'nin Adele, Ermenistan'ın System Of A Down, Finlandiya'nın Children Of Bodom, Almanya'nın Ramstein hatta ABD'nin (!) Pink Floyd (!) ile katılmadığı amatör şarkı yarışmasında kazanan kim olursa olsun üzülen TRT spikeri Bülend Özveren olacak gibi..
Bize gelecek olursak; Can Bonomo dans etmezse ilk 3'e gireriz. Net.
Loreen - Euphoria (İsveç)
Zeljko Joksimovic - Synonym (Sırbistan)
6 Mart 2012 Salı
News
- Bruce Springsteen'in yeni albümü Wrecking Ball bugün piyasada..
- Keane 7 Mayıs'ta çıkacak albümü için bir trailer yayınladı.
- The Shins'de boş durmadı ve yeni şarkısı Baith and Switch'in klibini sevenlerine sundu.
İyi geceler.
Keane Trailer
ps: yazma olayını yavaş yavaş rafa kaldırıyorum. kahroldunuz.
2 Mart 2012 Cuma
News
- The Smiths'in gitaristi Johnny Marr; "Mevcut hükümet düşerse The Smiths dönebilir." dedi.
- NME ödülleri sahiplerini buldu; Best British Band - Kasabian, Best New Band - The Vaccines, Godlike Genius - Noel Gallagher, Best Reissue - The Smiths 'Complete Reissues, Worst Album - Justin Bieber..
- Madonna İstanbul Konseri biletleri satışa çıkışının henüz 2. gününde tükendi.
- İngiliz indie grup Puressence 15 Mart'ta İstanbul Babylon sahnesinde.
- Dünya turnesine Amerika'dan başlayan Radiohead, American Airlines Arena'da iki yeni parçasını seslendirdi; Identikit ve Cut a Hole.
Radiohead - Identikit
1 Mart 2012 Perşembe
Müzik tarihinden bi underrated vak'a: James
"Rivayet o dur ki İngilizce sözlüklerde "underrated" kelimesinin karşılığı "James" olarak verilmiştir."
..
1982 yılında pop müzik tüm dünyayı etkisi atlına almış fakat İngiltere'ye okyanusun diğer tarafında olduğu gibi bi etkiyi tam olarak bırakamamıştı. Ada'da rock müzik direnişini sürdürüyordu. Kısa geçmişi olan bu müzik türü de yeni kollara ayrılıyor ve bi çok alt kültürü ve müzik türlerini oluşturuyordu. İngiltere'de tabiki Manchester'ın dönemiydi, en iyi müzik grupları bu şehirden çıkardı..
1982 yılı Manchester University'nin haşın dansçısı Tim Booth'u ikna eden James grubu elemanları fazla vakit kaybetmeden çeşitli mekanlarda çalmaya başlar. The Fall'ın önünde sahne almaları ve Hacienda'da etkileyici bi performans sergilemeleri sonucu çok geçmeden de Hacienda patronu, Factory Records'un kurucusu, Manchester sound'unun yapı taşlarından olan Tony Wilson'ın dikkatini çekerler.
..3 parçalık ilk EP Jemino piyasaya çıkmış ve haftanın plağı seçilmişti..
İlk EP başarılı olmuştu. James dönemi esir alan The Smiths in ön grubu olarak turnelere çıkmaya başlamıştı. 1986 yılına gelindiğinde gitarist Paul Gilbertson uyuşturucu sorunları sebebiyle gruptan uzaklaştırılıyor yerine Larry Gott getiriliyordu. James II adlı ikinci EP'de başarılı olmuş grup kemik dinleyici kitlesini oluşturmaya başlamıştı.
Bu dönemde grup üyeleri özel hayatlarında kısıtlamalara gitmiş, Factory Records'un albüm isteklerine yanıt vermeyerek Sire Records ile anlaşmıştı. Aynı dönemde gelen 3. EP Sit Down ve tekrarlı sözler içeren, Stutter albümü 1986 yılında piyasaya çıkmıştı. Düşük bütçeli ve tanıtımı yapılmayan albüm beklenen ilgiyi görmemiş, James birden bire gözlerden düşmüştü.
1988 yılının Eylül ayında grubun Sire Records ile son çalışması olan Strip Mine piyasaya çıktı. Grup Sire ile sorunlar yaşıyordu. İkinci albüm de beklenen ilgiyi görmemişti. James'in bi şekilde Sire'den yakasını kurtarması gerekiyordu ve başardılar da.. Fakat grubu zor günler bekliyordu.
Bu dönemde Manchester Royal Clinic'de kobaylık yapan grup üyeleri çaresizliğin dibindeydi.. Kendilerini konu alan bir belgesel bile çekilmişti. James için daha kötüsü olamazdı.. Yeniden sahnelere ve listelere dönmeliydiler. Rough Trade Records etiketli ve tamamen banka kredileriyle çıkarılan, canlı kayıtlardan oluşan albüm One Man Clapping indie listelerine 1 numaradan girmişti..
1989 yılına gelindiğinde sahnede kapışan Booth-Whelan ikilisinden davulcu olan gruptan ayrılmış yerine David Baynton-Power getirilmişti. Bu dönemde gruba yeni ve yetenekli müzisyenler dahil olmuş Gold Mother albümü piyasaya sürülmüştü.. Albümden çıkan single'lar Come Home ve Sit Down indie listelerini alt üst etmişti. Bu başarıdan sonra turnelere büyük ilgi gösterilmiş ve grup Fofana Records ile anlaşma imzalayarak Gold Mother albümünü 1990 yılında tekrar piyasaya sürmüştü.. Bu versiyonda yer alan Lose Control ve Sit Down şarkılarıyla İngiltere listelerinin tepesine yerleşmiş, albüm tahmin edilenin 10 katı kadar fazla satış rakamına ulaşmış, Sit Down single'ı Ada'nın en çok satılanı olmuş ve grup bi an da tekrar kamuoyunun dikkatini çekmişti.. Kötü günler geride kalmış, en önemlisi James dönmüştü.
1992 senesine gelindiğinde James en iyi işlerinden biri olan Seven'ı piyasaya sürdü. Albüm özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nde tutuldu ve grup oldukça geniş bir hayran kitlesi edindi. İngiltere'de de oldukça ses getiren albümden Sound listelere üst sıralardan giriş yaptı. Tam bu dönemde grup Neil Young'un ön grubu olarak ilk Amerika turnesine çıktı.. Turneden dönüldüğünde albüm hazırdı ve prodüktör koltuğunda yetenekli müzik adamı Brian Eno vardı...
Kendini keşfetme yolculuğuna Eno ile çıkan grup 2 albümle muhteşem döndü. Laid'i piyasaya süren grup o güne kadar ki en başarılı çalışmasına imza atmıştı. Albüm Ada'da tam 600.000 kopya satmıştı. Laid parçası artık Ada'nın yeni hit'iydi. Akabinde çıkan deneysel Wah Wah'ın ise varlığıyla yokluğu bir olmuştu. James hiç ummadığı bi başarı yakalamış, malum Manchester sounduna yön verenlerden biri olmuştu.
Saadet pek fazla sürmemiş grubun 2 önemli ismi Larry Gott ve Martine McDonagh gruptan ayrılmıştı. Booth ise solo projesi için gruptan iznini istemiş ve Angelo Badalementi ile Booth and the Bad Angel albümünü kaydetmişti. Pek ilgi görmeyen albüm yine de eleştirmenler tarafından olumlu yorumlar almıştı.. Dağıldı dağılacak denilen James 1997 Şubat'ında Whiplash ile harika bir dönüş yaparak, She's a Star ile İngiltere'de tekrar Top10'a girmişti.
Grubun defalarca değişen kadrosuna katılan isim bu kez ritm gitarda Michael Kulas'idi. Mart 1998'de grup Fofana Records imzasıyla Best Of albümünü çıkardı. Albüm satışlarda 1 numaraya kadar yükseldi ve James çıktığı turnelerin hepsinde kapalı gişe olarak performans sergiledi.. Albüm satışları gayet başarılıydı..
Yeni albüm için stüdyoya dönen Tim Booth ve arkadaşları Millionaires'in kayıtlarını bitirip Ekim 1999'da albümü piyasaya çıkardığında beklenenden fazla ilgi gördü. Maddi olarak çok fazla getirisi olan albüm, hayranlar tarafından ise beğeni görmedi. Bunun üzerine grup tekrar Brian Eno'nun kapısını çalacaktı..
2001 senesinde Plased To Meet You albümünü yayınladı. Albümün kapağında grup üyelerinin yüzleri birleştirilerek kompozit bir resim oluşturuldu. Ama bu ilginç kapak tasarımı bile albümü kurtaramadı. Fofana ile o güne kadar ki en düşük satış rakamlarına ulaşılmıştı. James başladığı yerde, Manchester'da bitirmeye karar verecekti. Tim Booth gruptan ayrılmak istediğini açıklamıştı bile.. İngiltere'de bir veda turnesi düzenleyen grup kapanışı memleketlerinde inanılmaz bir konserle Manchester Evening News Arena'da yaptı. Bu konser DVD olarak daha sonra satışa sunuldu. (Getting Away With It...) Bir efsane daha sahnelerden çekilmişti.
Bi çok kişi Tim Booth'un elektronik müzik ve sinema merakının bu ayrılığa neden olduğunu söylüyordu. Söylendiği gibi bi kaç sinema filminde ufak rollerde yer almış ve 2005 senesinde Bone adlı bir albüm de çıkarmıştı. Ancak başarılı olamamıştı.
Neyse ki ayrılık çok uzun sürmeyecekti..
2007 yılına gelindiğinde James üyeleri görüşmelere başlamış, bu gelişmeler basında da yer almıştı. Nihayet tüm üyeler ikna edilmişti. Müjdeli haber 2007'de gelmiş ve James birleşmişti. 5 konserlik turne açıklandığı an biletler sold-out olmuştu. Senenin bombası olan bu birleşme sonrasında tüm büyük festivallerden davet alan grup hem kendi programını hem festival programlarını genişletmek zorunda bırakmıştı.
Beklenen albüm Hey Ma 2008'de raflardaki yerini almış ve İngiltere listelerinde yine yeni yeniden ilk 10'a girmeyi başarmıştı. Tim Booth ele güne "I'm alive!" diyordu.. Bu dönemde grup yoğun konser programına devam etti.
2010 yılına gelindiğinde 2 set halinde The Night Before ve The Morning After albümleri yayınlandı. 2011'de grup faal olduğunu fakat Tim Booth'un solo projelerde yer alacağını açıkladı.. Bu dönemde İstanbul sevgisi de bilinen Tim Booth ve arkadaşları sırasıyla 2007 ve 2011'de İstanbul'da konserler verdi.
Tüm başarısına rağmen James hiç bir zaman kalıcı olamadı. Asla hak ettiği ilgiyi görmedi. İlk zamanlarında grup The Smiths'in veliahtı olarak gösteriliyordu. Morrissey onları açık şekilde desteklemiş hatta en sevdiği grubun James olduğunu da bir röportajında sözlerine eklemişti.. Bu onlar için bi avantaj gibi görünürken aslında tamda ters etki yapmıştı.. Ayrıca İngilizlerin kalitesiz magazin medyasına prim vermeyerek, basınla arasına duvar örebilen nadir gruplardan olması da ilgi görmemelerinde ki başlıca sebeplerden biriydi. NME örneği bunun en büyük kanıtıydı. Açıkçası grup gençler tarafından da tercih edilmiyordu.
Sona gelirken;
Radiohead, Coldplay, Nirvana, Happy Mondays ve The Stone Roses gibi grupları konserlerinde ön grubu olarak sahneye çıkaran James, tuhaf ki hiç bir zaman yeteri kadar önemsenmedi İngiltere'de. Aslında biraz karizmaları birazda sansasyonları eksikti. Mutlu eden müziğiyle, Tim Booth'un inanılmaz vokaliyle hatta konserlerdeki o "bizden biri" tavırlarıyla James, sadık hayran kitlesiyle birlikte her zaman farklı olmayı başaran, dönemin arka mahalle efsanelerindendi. Geriye bıraktıkları Sometimes, Say Something, Getting Away With It, Laid, Sit Down, Come Home, Lose Control, Born Of Frustration, Out to Get You, Senorita, Waltzing Along gibi efsane eserlerle bizleri kutsadıkları için kendilerine ne kadar minnet etsek az.
İyi ki müzik yaptınız kötü giyimli adamlar..
pleased to meet you.
James - Getting Away With It... (All Messed Up)
..
1982 yılında pop müzik tüm dünyayı etkisi atlına almış fakat İngiltere'ye okyanusun diğer tarafında olduğu gibi bi etkiyi tam olarak bırakamamıştı. Ada'da rock müzik direnişini sürdürüyordu. Kısa geçmişi olan bu müzik türü de yeni kollara ayrılıyor ve bi çok alt kültürü ve müzik türlerini oluşturuyordu. İngiltere'de tabiki Manchester'ın dönemiydi, en iyi müzik grupları bu şehirden çıkardı..
1982 yılı Manchester University'nin haşın dansçısı Tim Booth'u ikna eden James grubu elemanları fazla vakit kaybetmeden çeşitli mekanlarda çalmaya başlar. The Fall'ın önünde sahne almaları ve Hacienda'da etkileyici bi performans sergilemeleri sonucu çok geçmeden de Hacienda patronu, Factory Records'un kurucusu, Manchester sound'unun yapı taşlarından olan Tony Wilson'ın dikkatini çekerler.
..3 parçalık ilk EP Jemino piyasaya çıkmış ve haftanın plağı seçilmişti..
İlk EP başarılı olmuştu. James dönemi esir alan The Smiths in ön grubu olarak turnelere çıkmaya başlamıştı. 1986 yılına gelindiğinde gitarist Paul Gilbertson uyuşturucu sorunları sebebiyle gruptan uzaklaştırılıyor yerine Larry Gott getiriliyordu. James II adlı ikinci EP'de başarılı olmuş grup kemik dinleyici kitlesini oluşturmaya başlamıştı.
Bu dönemde grup üyeleri özel hayatlarında kısıtlamalara gitmiş, Factory Records'un albüm isteklerine yanıt vermeyerek Sire Records ile anlaşmıştı. Aynı dönemde gelen 3. EP Sit Down ve tekrarlı sözler içeren, Stutter albümü 1986 yılında piyasaya çıkmıştı. Düşük bütçeli ve tanıtımı yapılmayan albüm beklenen ilgiyi görmemiş, James birden bire gözlerden düşmüştü.
1988 yılının Eylül ayında grubun Sire Records ile son çalışması olan Strip Mine piyasaya çıktı. Grup Sire ile sorunlar yaşıyordu. İkinci albüm de beklenen ilgiyi görmemişti. James'in bi şekilde Sire'den yakasını kurtarması gerekiyordu ve başardılar da.. Fakat grubu zor günler bekliyordu.
Bu dönemde Manchester Royal Clinic'de kobaylık yapan grup üyeleri çaresizliğin dibindeydi.. Kendilerini konu alan bir belgesel bile çekilmişti. James için daha kötüsü olamazdı.. Yeniden sahnelere ve listelere dönmeliydiler. Rough Trade Records etiketli ve tamamen banka kredileriyle çıkarılan, canlı kayıtlardan oluşan albüm One Man Clapping indie listelerine 1 numaradan girmişti..
1989 yılına gelindiğinde sahnede kapışan Booth-Whelan ikilisinden davulcu olan gruptan ayrılmış yerine David Baynton-Power getirilmişti. Bu dönemde gruba yeni ve yetenekli müzisyenler dahil olmuş Gold Mother albümü piyasaya sürülmüştü.. Albümden çıkan single'lar Come Home ve Sit Down indie listelerini alt üst etmişti. Bu başarıdan sonra turnelere büyük ilgi gösterilmiş ve grup Fofana Records ile anlaşma imzalayarak Gold Mother albümünü 1990 yılında tekrar piyasaya sürmüştü.. Bu versiyonda yer alan Lose Control ve Sit Down şarkılarıyla İngiltere listelerinin tepesine yerleşmiş, albüm tahmin edilenin 10 katı kadar fazla satış rakamına ulaşmış, Sit Down single'ı Ada'nın en çok satılanı olmuş ve grup bi an da tekrar kamuoyunun dikkatini çekmişti.. Kötü günler geride kalmış, en önemlisi James dönmüştü.
1992 senesine gelindiğinde James en iyi işlerinden biri olan Seven'ı piyasaya sürdü. Albüm özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nde tutuldu ve grup oldukça geniş bir hayran kitlesi edindi. İngiltere'de de oldukça ses getiren albümden Sound listelere üst sıralardan giriş yaptı. Tam bu dönemde grup Neil Young'un ön grubu olarak ilk Amerika turnesine çıktı.. Turneden dönüldüğünde albüm hazırdı ve prodüktör koltuğunda yetenekli müzik adamı Brian Eno vardı...
Kendini keşfetme yolculuğuna Eno ile çıkan grup 2 albümle muhteşem döndü. Laid'i piyasaya süren grup o güne kadar ki en başarılı çalışmasına imza atmıştı. Albüm Ada'da tam 600.000 kopya satmıştı. Laid parçası artık Ada'nın yeni hit'iydi. Akabinde çıkan deneysel Wah Wah'ın ise varlığıyla yokluğu bir olmuştu. James hiç ummadığı bi başarı yakalamış, malum Manchester sounduna yön verenlerden biri olmuştu.
Saadet pek fazla sürmemiş grubun 2 önemli ismi Larry Gott ve Martine McDonagh gruptan ayrılmıştı. Booth ise solo projesi için gruptan iznini istemiş ve Angelo Badalementi ile Booth and the Bad Angel albümünü kaydetmişti. Pek ilgi görmeyen albüm yine de eleştirmenler tarafından olumlu yorumlar almıştı.. Dağıldı dağılacak denilen James 1997 Şubat'ında Whiplash ile harika bir dönüş yaparak, She's a Star ile İngiltere'de tekrar Top10'a girmişti.
Grubun defalarca değişen kadrosuna katılan isim bu kez ritm gitarda Michael Kulas'idi. Mart 1998'de grup Fofana Records imzasıyla Best Of albümünü çıkardı. Albüm satışlarda 1 numaraya kadar yükseldi ve James çıktığı turnelerin hepsinde kapalı gişe olarak performans sergiledi.. Albüm satışları gayet başarılıydı..
Yeni albüm için stüdyoya dönen Tim Booth ve arkadaşları Millionaires'in kayıtlarını bitirip Ekim 1999'da albümü piyasaya çıkardığında beklenenden fazla ilgi gördü. Maddi olarak çok fazla getirisi olan albüm, hayranlar tarafından ise beğeni görmedi. Bunun üzerine grup tekrar Brian Eno'nun kapısını çalacaktı..
2001 senesinde Plased To Meet You albümünü yayınladı. Albümün kapağında grup üyelerinin yüzleri birleştirilerek kompozit bir resim oluşturuldu. Ama bu ilginç kapak tasarımı bile albümü kurtaramadı. Fofana ile o güne kadar ki en düşük satış rakamlarına ulaşılmıştı. James başladığı yerde, Manchester'da bitirmeye karar verecekti. Tim Booth gruptan ayrılmak istediğini açıklamıştı bile.. İngiltere'de bir veda turnesi düzenleyen grup kapanışı memleketlerinde inanılmaz bir konserle Manchester Evening News Arena'da yaptı. Bu konser DVD olarak daha sonra satışa sunuldu. (Getting Away With It...) Bir efsane daha sahnelerden çekilmişti.
Bi çok kişi Tim Booth'un elektronik müzik ve sinema merakının bu ayrılığa neden olduğunu söylüyordu. Söylendiği gibi bi kaç sinema filminde ufak rollerde yer almış ve 2005 senesinde Bone adlı bir albüm de çıkarmıştı. Ancak başarılı olamamıştı.
Neyse ki ayrılık çok uzun sürmeyecekti..
2007 yılına gelindiğinde James üyeleri görüşmelere başlamış, bu gelişmeler basında da yer almıştı. Nihayet tüm üyeler ikna edilmişti. Müjdeli haber 2007'de gelmiş ve James birleşmişti. 5 konserlik turne açıklandığı an biletler sold-out olmuştu. Senenin bombası olan bu birleşme sonrasında tüm büyük festivallerden davet alan grup hem kendi programını hem festival programlarını genişletmek zorunda bırakmıştı.
Beklenen albüm Hey Ma 2008'de raflardaki yerini almış ve İngiltere listelerinde yine yeni yeniden ilk 10'a girmeyi başarmıştı. Tim Booth ele güne "I'm alive!" diyordu.. Bu dönemde grup yoğun konser programına devam etti.
2010 yılına gelindiğinde 2 set halinde The Night Before ve The Morning After albümleri yayınlandı. 2011'de grup faal olduğunu fakat Tim Booth'un solo projelerde yer alacağını açıkladı.. Bu dönemde İstanbul sevgisi de bilinen Tim Booth ve arkadaşları sırasıyla 2007 ve 2011'de İstanbul'da konserler verdi.
Tüm başarısına rağmen James hiç bir zaman kalıcı olamadı. Asla hak ettiği ilgiyi görmedi. İlk zamanlarında grup The Smiths'in veliahtı olarak gösteriliyordu. Morrissey onları açık şekilde desteklemiş hatta en sevdiği grubun James olduğunu da bir röportajında sözlerine eklemişti.. Bu onlar için bi avantaj gibi görünürken aslında tamda ters etki yapmıştı.. Ayrıca İngilizlerin kalitesiz magazin medyasına prim vermeyerek, basınla arasına duvar örebilen nadir gruplardan olması da ilgi görmemelerinde ki başlıca sebeplerden biriydi. NME örneği bunun en büyük kanıtıydı. Açıkçası grup gençler tarafından da tercih edilmiyordu.
Sona gelirken;
Radiohead, Coldplay, Nirvana, Happy Mondays ve The Stone Roses gibi grupları konserlerinde ön grubu olarak sahneye çıkaran James, tuhaf ki hiç bir zaman yeteri kadar önemsenmedi İngiltere'de. Aslında biraz karizmaları birazda sansasyonları eksikti. Mutlu eden müziğiyle, Tim Booth'un inanılmaz vokaliyle hatta konserlerdeki o "bizden biri" tavırlarıyla James, sadık hayran kitlesiyle birlikte her zaman farklı olmayı başaran, dönemin arka mahalle efsanelerindendi. Geriye bıraktıkları Sometimes, Say Something, Getting Away With It, Laid, Sit Down, Come Home, Lose Control, Born Of Frustration, Out to Get You, Senorita, Waltzing Along gibi efsane eserlerle bizleri kutsadıkları için kendilerine ne kadar minnet etsek az.
İyi ki müzik yaptınız kötü giyimli adamlar..
pleased to meet you.
James - Getting Away With It... (All Messed Up)
22 Şubat 2012 Çarşamba
Über Star Madonna
Madonna İstanbul konserinin bilet fiyatları açıklandı malum. En ucuz bilet 110 en pahalısı ise 650 lira. Madonna "benim için değer" diyor yüksek bilet fiyatları için. Sahne şovu, ağır yıldız, popun kraliçesi eyvallah. Ama biz pop (brit olan hariç) sevmeyiz ki.. Kedi, ciğer, mundar mevzusu işte. Bak nasıl aydınlandık şimdi. O halde bizde n'apıyoruz;
Let's Dance To Joy Division
Let's Dance To Joy Division
Bu Şarkıyı Ben Sana Yazdım
Kimisi aşkından, kimisi bi anısından yola çıkarak, bazısı da sırf eğlencelik olsun diye hayali veya etli butlu şahıslara yazılmış onlarca güzel eser dinledik. Eserlerle ölümsüzleşen o şanslı isimler, hep bi ayrı güzel olmadılar mı? Yakında bi çoğunun hikayesini de yazıcaz burada. Şimdilik sadece; gecenin teması "Bu şarkıyı ben sana yazdım."
İyi seyirler.
The Kinks - Victoria
The Turtles - Elenore
The Beatles - Michelle
Fleet Foxes - Oliver James
Simon & Garfunkel - Mrs. Robinson
Adam Green - Jessica
Shack - Daniella
ve tabiki Pearl Jam - Jeremy
İyi seyirler.
Mando Diao - Gloria
Oasis - Lyla
The Kinks - Victoria
The Turtles - Elenore
The Beatles - Michelle
Fleet Foxes - Oliver James
Simon & Garfunkel - Mrs. Robinson
Adam Green - Jessica
Shack - Daniella
ve tabiki Pearl Jam - Jeremy
Etiketler:
music list,
müzik,
video klip
Ada'da olan biten.
Ada'da herkesin gözü kulağı Brit ödüllerindeydi. Ancak hayal kırıklığı oldu. Brit Awards eski tadından çok uzak amatör bi ödül töreni olup evrimini tamamlamış durumda maalesef..
Her şeyden önce o kötü albümüyle Coldplay'e üçüncü kez en iyi grup ödülü verilmesi kabul edilebilir bi durum değil. Coldplay kendini kanıtlamış, müziğin son 10 yılına damga vurmuş gruplardan biridir orada hemfikiriz fakat bu sene çok daha sağlam işler çıkaran gruplar varken ödülün gitmemesi gereken taraftı kendileri.
Eurovision tadında ilerleyen ödül töreninde kazananları aşağıda vereceğiz. Fakat sevindirici olan bi kaç hadiseyi de paylaşmasak olmaz. Blur müziğe yaptığı katkılardan dolayı hiçte yabancı olmadığı ödülü bir kez daha aldı. Grubun tekrar birleşmesiyle İngiltere'de tekrar gözbebeği durumuna gelmesi bir oldu diyebiliriz.
En iyi uluslarası grup kategorisi ilgimi çekiyordu en çokta. Fleet Foxes alsın isterdim ama Dave Grohl'un Foo Fighters'ı bu seneki ödül koleksiyonuna bi yenisini daha ekledi. Çıkış yapan gruplar kategorisinde ise favorimiz Lana Del Rey hakkıyla ödül alan 2 isimden biri oldu. Sahneye çıktığında pek bi çekingen ve mahçuptu kızımız. Canım ya.
Adele bildiğiniz gibi. En iyi bayan solo ve en iyi albüm ödüllerini aldı ve sevenlerinin tüylerini kaldıracak bi performans sergiledi. Ardından bir diğer ödül sahibi Rihanna abartılı sahne şovuyla ağızları açık bıraktı. Gecenin olayı ise birazdan gerçekleşecekti. Outstanding Contribution to Music ödülü alan Blur sahneye çıkacaktı. Öncesinde Adele son ödül olan Yılın albümü ödülü için sahneye davet edildi. Ancak kendisine konuşma şansı tanınmadan sözü kesilerek zaman problemi nedeniyle sahneden inmesi gerektiği söylenince, Adele sert çıkıştı ve orta parmağını göstererek sahneden ayrıldı. Hayranları olayı protesto ederken Blur sahneye çıktı ve sırasıyla Girls & Boys, Song 2 ve Parklife'ı seslendirerek töreni noktaladı.
İşin aslı Blur'u gerçekten özlemişiz fakat Adele'e yapılan saygısızlık diğer güzellikleri az da olsa gölgede bıraktı. Zira törenden sonra konuşulan tek şey Adele'e yapılanlardı.
Son olarak Blur'un tekrar biraraya gelmesi ve konserlerine hız kesmeden devam etmesi müzik adına sevindirici gelişmeler. Son duyuruya göre Blur, Londra 2012 Olimpiyatları açılış konserlerinde Hyde Park'ta konser verecek.
Bir saçma töreni daha nedensizce anlatmaya çalıştım. Taş olurum inşallah. Hadi bakalım.
Kazananlar için haydi şuradan..
İyi geceler.
Reha Muhtar
Adele Mevzusu
Her şeyden önce o kötü albümüyle Coldplay'e üçüncü kez en iyi grup ödülü verilmesi kabul edilebilir bi durum değil. Coldplay kendini kanıtlamış, müziğin son 10 yılına damga vurmuş gruplardan biridir orada hemfikiriz fakat bu sene çok daha sağlam işler çıkaran gruplar varken ödülün gitmemesi gereken taraftı kendileri.
Eurovision tadında ilerleyen ödül töreninde kazananları aşağıda vereceğiz. Fakat sevindirici olan bi kaç hadiseyi de paylaşmasak olmaz. Blur müziğe yaptığı katkılardan dolayı hiçte yabancı olmadığı ödülü bir kez daha aldı. Grubun tekrar birleşmesiyle İngiltere'de tekrar gözbebeği durumuna gelmesi bir oldu diyebiliriz.
En iyi uluslarası grup kategorisi ilgimi çekiyordu en çokta. Fleet Foxes alsın isterdim ama Dave Grohl'un Foo Fighters'ı bu seneki ödül koleksiyonuna bi yenisini daha ekledi. Çıkış yapan gruplar kategorisinde ise favorimiz Lana Del Rey hakkıyla ödül alan 2 isimden biri oldu. Sahneye çıktığında pek bi çekingen ve mahçuptu kızımız. Canım ya.
Adele bildiğiniz gibi. En iyi bayan solo ve en iyi albüm ödüllerini aldı ve sevenlerinin tüylerini kaldıracak bi performans sergiledi. Ardından bir diğer ödül sahibi Rihanna abartılı sahne şovuyla ağızları açık bıraktı. Gecenin olayı ise birazdan gerçekleşecekti. Outstanding Contribution to Music ödülü alan Blur sahneye çıkacaktı. Öncesinde Adele son ödül olan Yılın albümü ödülü için sahneye davet edildi. Ancak kendisine konuşma şansı tanınmadan sözü kesilerek zaman problemi nedeniyle sahneden inmesi gerektiği söylenince, Adele sert çıkıştı ve orta parmağını göstererek sahneden ayrıldı. Hayranları olayı protesto ederken Blur sahneye çıktı ve sırasıyla Girls & Boys, Song 2 ve Parklife'ı seslendirerek töreni noktaladı.
İşin aslı Blur'u gerçekten özlemişiz fakat Adele'e yapılan saygısızlık diğer güzellikleri az da olsa gölgede bıraktı. Zira törenden sonra konuşulan tek şey Adele'e yapılanlardı.
Son olarak Blur'un tekrar biraraya gelmesi ve konserlerine hız kesmeden devam etmesi müzik adına sevindirici gelişmeler. Son duyuruya göre Blur, Londra 2012 Olimpiyatları açılış konserlerinde Hyde Park'ta konser verecek.
Bir saçma töreni daha nedensizce anlatmaya çalıştım. Taş olurum inşallah. Hadi bakalım.
Kazananlar için haydi şuradan..
İyi geceler.
Reha Muhtar
Adele Mevzusu
Etiketler:
blur,
brit awards,
müzik
20 Şubat 2012 Pazartesi
News
- ABD'li indie rock grup The Drums Days adlı single'ın klibini yayınladı.
- Yerli gruplardan "Redd" yeni albüm kayıtları için bugün stüdyoya giriyor.
- Efsane Nirvana'nın solisti Kurt Cobain'in bugün doğum günü.
- Blur yeni şarkısı "Under The Westway"i dün gece War Child konserinde seslendirdi.
- Madonna İstanbul konseri için bilet fiyatlarının 1 hafta içinde belli olması bekleniyor.
- Güney Afrikalı rock grubu Seether 17 Mart'ta Babylon'da sahne alacak.
- Soundgarden'dan Chris Cornell solo İngiltere turu gerçekleştireceğini duyurdu.
- Pulp, Florence and The Machine ve Example kanserli çocuklar için Royal Albert Hall'da sahneye çıkacak.
The Drums - Days
16 Şubat 2012 Perşembe
Foster The People
Çok yeni bi indie grupla tanıştıralım sizi. Aslında 2011 yılında ismini duymayan yok onların.. Geçen yıla damga vuranlardan biriydiler. Lastfm istatistiklerinde yılın en çok dinlenen ilk 3. grubundan biriydi Foster The People. Geçtiğimiz yaz özellikle Pumped Up Kicks ile salladılar ortalığı. Los Angeles'lı genç arkadaşların projesi olarak adımlarını attılar. Tahmin ettiklerinden çok daha büyük bi başarıya ulaşmaları fazla zaman almadı. Torches (2011) albümü kuşkusuz senenin en iyilerindendi ve bu onlara bi çok büyük festivalde sahne alma fırsatını da verdi.
Hakkında henüz yeterli bi bilgiye sahip değiliz, malum daha çok yeniler. İndie pop tarzını seven, bi anda kalkıp dans ediyim, kıpır kıpır olayım diyen, yine bi dönem MGMT ile yatıp kalkmış müzikseverlerin beğeneceği türden bi grup; Foster The People.
Foster The People - Pumped Up Kicks
Foster The People - Houdini
Hakkında henüz yeterli bi bilgiye sahip değiliz, malum daha çok yeniler. İndie pop tarzını seven, bi anda kalkıp dans ediyim, kıpır kıpır olayım diyen, yine bi dönem MGMT ile yatıp kalkmış müzikseverlerin beğeneceği türden bi grup; Foster The People.
Foster The People - Pumped Up Kicks
Foster The People - Houdini
Etiketler:
foster the people,
inceleme,
müzik
13 Şubat 2012 Pazartesi
Şubat - Bi takım ödül törenleri.
Adele 6, Foo Fighters 5 ödülle kapattı geceyi. Bizim çocuklar 2 ödülle yetinmek durumunda kaldılar. Şanssızlık Adele gibi bi insan azmanı ile yarışmaktı, sağlık olsun. Sonucu önceden belli olan sıkıcı törenlerden biriydi. İstediğimiz olmayınca çemkirdiğimiz, yarısında uyuyakaldığımız, komik ve doğallıktan uzak gösteriler nihayetinde, büyütmemek gerek. Salyalar akıtarak izleyeceğimiz bi Academy Awards öncesi bunu yazmak büyük cesaret tabi.. BAFTA'da diğer sıkıcı gösterilerden biriydi mesela; The Artist 7 dalda pfff..
Herkesin izlediği törenleri baştan sona anlatmak da ayrı saçmalık.. Grammy için gecenin önemli anı Beach Boys ve Paul McCartney'nin sahne almasıydı. Özellikle Beach Boys çok uzun bi aradan sonra tören için sahneye çıktığında onlara Maroon 5 ve Foster the People eşlik etti. Whitney Houston defalarca anıldı, Chris Martin'in Paradise söylerken çektiği çile, kulaklarımıza verdiği zarar ürkütücü boyutlardaydı..
Hepsi bu. Geberin.
The La's - There She Goes
Herkesin izlediği törenleri baştan sona anlatmak da ayrı saçmalık.. Grammy için gecenin önemli anı Beach Boys ve Paul McCartney'nin sahne almasıydı. Özellikle Beach Boys çok uzun bi aradan sonra tören için sahneye çıktığında onlara Maroon 5 ve Foster the People eşlik etti. Whitney Houston defalarca anıldı, Chris Martin'in Paradise söylerken çektiği çile, kulaklarımıza verdiği zarar ürkütücü boyutlardaydı..
Hepsi bu. Geberin.
The La's - There She Goes
Etiketler:
adele,
bafta,
foo fighters,
grammy,
müzik,
sinema,
the artist
Sığmıyoruz - I'm From Barcelona
29 kişilik bir rock band düşünün. Sahneye nasıl sığacaklar şeklinde düşünen %70'iniz gayet haklı esasında. İsveçli grup bunu yıllardır yapıyo, hem de gayet eğlenerek. Jönköping çıkışlı bu küçük grubun elemanları arasında sadece İsveçli yok tabii.
Bir Barcelona seyahatinde isim "aha budur" denilmiş ve ilk ep'den sonra da EMI ile anlaşma imzalanmış. Şarkıları inanılmaz eğlenceli bi kere. Yani nasıl olmasın ki. 29 adam ve hepsinin müzikal bi misyonu olduğu düşünülürse, durup dururken, yanlışlıkla bile beste yapılabilir. Islıklar, alkışlar gibi doğal seslerin yanı sıra türlü türlü müzik aletleri de kullanılıyor. Stüdyoya nasıl sığdıklarını bilmiyoruz. Ama sahneye rahat sığıyolar. Sığmadıkları zaman farklı çözüm yolları üretip insanlara karnaval havası yaşatabiliyolar.
Indie pop, folk türü müzik yapan grubu Belle&Sebastian'a benzetildiğini sıklıkla duyuyoruz. Çete lideri Emanuel Lundgren gerçekten sempatik bi adam. Söz yazarlığını da üstlenmiş durumda. Neşe dolu, mutluluk şeysi salgılatan, sevgi temalı bi çok güzel parçanın çıkış noktası bu garip adam.
Şu ana kadar 4 albüm yaptılar ve henüz ilk albümdeki (Let Me Introdunce My Friends, 2006) başarıyı yakalayamamış olsalar da son 3 albüm de sağlam sayılabilecek düzeyde çalışmalardı.
İstiyoruz ki bu grubu sevin, üyelerini tek tek bağrınıza basın, evinize alın ve başını okşayın..
(evinize almayın..)
Şimdi size "kesin izle!" videosu paylaşıyorum.
İyi geceler.
I'm From Barcelona - A Take Away Show
I'm From Barcelona - Andy
Bir Barcelona seyahatinde isim "aha budur" denilmiş ve ilk ep'den sonra da EMI ile anlaşma imzalanmış. Şarkıları inanılmaz eğlenceli bi kere. Yani nasıl olmasın ki. 29 adam ve hepsinin müzikal bi misyonu olduğu düşünülürse, durup dururken, yanlışlıkla bile beste yapılabilir. Islıklar, alkışlar gibi doğal seslerin yanı sıra türlü türlü müzik aletleri de kullanılıyor. Stüdyoya nasıl sığdıklarını bilmiyoruz. Ama sahneye rahat sığıyolar. Sığmadıkları zaman farklı çözüm yolları üretip insanlara karnaval havası yaşatabiliyolar.
Indie pop, folk türü müzik yapan grubu Belle&Sebastian'a benzetildiğini sıklıkla duyuyoruz. Çete lideri Emanuel Lundgren gerçekten sempatik bi adam. Söz yazarlığını da üstlenmiş durumda. Neşe dolu, mutluluk şeysi salgılatan, sevgi temalı bi çok güzel parçanın çıkış noktası bu garip adam.
Şu ana kadar 4 albüm yaptılar ve henüz ilk albümdeki (Let Me Introdunce My Friends, 2006) başarıyı yakalayamamış olsalar da son 3 albüm de sağlam sayılabilecek düzeyde çalışmalardı.
İstiyoruz ki bu grubu sevin, üyelerini tek tek bağrınıza basın, evinize alın ve başını okşayın..
(evinize almayın..)
Şimdi size "kesin izle!" videosu paylaşıyorum.
İyi geceler.
I'm From Barcelona - A Take Away Show
I'm From Barcelona - Andy
Etiketler:
i'm from barcelona,
inceleme,
müzik
7 Şubat 2012 Salı
Noel Gallagher's High Flying Birds
Bildiğiniz üzere Oasis'in beyni, dahi Noel abimiz kardeş Liam'a daha fazla tahammül edemeyerek akabinde gruptan ayrılarak solo projelere yönelmişti. Geçtiğimiz yıl Noel abi (evet bu kadar samimiyiz) 3. solo çalışmasını yayınlamış (ne kadar solo tartışılır) biz Oasis severlerin hasret ateşini bi nebze olsun söndürmüştü. Yaramaz çocuk Liam'ın kadife sesi olmadan naparız biz derken, büyük abi kendi topluluğunu oluşturmuş (bkz:başlık), çalışmalara başlamış, bizleri büyük beklentiler içine sürüklemişti.
En çok merak edilen ise Noel'in Oasis dönemi tarzını koruyup korumayacağı yönündeydi. Lâkin albümü dinledikten sonra içimiz ferahladı diyebilirim. Gayet yerli yerindeydi her şey. Oasis'in Noeli olduğu gibiydi, değişen bi şey yoktu, dahi yine dahiydi. Kısmen de olsa Oasis tadı alınmıştı.. Dinledikçe açan, yavşatan, gevşeten, güzel düşüncelere sevk eden bi albüm yaratmıştı üstad. Halk arasında "uzun yol albümü" dediğimiz türden, 90'lar Oasis'ini özleten, nedense bahar tadında bi çalışma olmuştu.
Albümde yine bi bütünlük söz konusu. Harika sözler ve işleyen bi hikaye, yani Noel klasiği. İnsanı sokaklara, yolculuklara, hatta ani kararlara iten, o enfes Noel bestelerini ne biçim özlemişiz lan dedirten, bi vaha gibi imdada yetişmişti. Beady Eye'ın Differet Gear Still Speending'inden çok daha oturaklı, akıcı, hisli bi albüm bi kere (Liam'a bulaşmasam olmazdı). Albümün dikkat çeken parçaları; What A Life, Broken Arrow, Stop The Clocks ve şahsen en sevdiğim A Simple Game Of Genius.
Video kliplerden bahsedelim. Albümden 2 video klip yayınlandı. Her ikiside birbiriyle ilişkili olmasının yanı sıra hikaye örgüsüyle de dikkat çeken çalışmalardı. Yayınlanma tarihi sırasına göre paylaşıyorum, iyi seyirler.
The Death Of You And Me
If I Had A Gun..
AKA... What A Life !
En çok merak edilen ise Noel'in Oasis dönemi tarzını koruyup korumayacağı yönündeydi. Lâkin albümü dinledikten sonra içimiz ferahladı diyebilirim. Gayet yerli yerindeydi her şey. Oasis'in Noeli olduğu gibiydi, değişen bi şey yoktu, dahi yine dahiydi. Kısmen de olsa Oasis tadı alınmıştı.. Dinledikçe açan, yavşatan, gevşeten, güzel düşüncelere sevk eden bi albüm yaratmıştı üstad. Halk arasında "uzun yol albümü" dediğimiz türden, 90'lar Oasis'ini özleten, nedense bahar tadında bi çalışma olmuştu.
Albümde yine bi bütünlük söz konusu. Harika sözler ve işleyen bi hikaye, yani Noel klasiği. İnsanı sokaklara, yolculuklara, hatta ani kararlara iten, o enfes Noel bestelerini ne biçim özlemişiz lan dedirten, bi vaha gibi imdada yetişmişti. Beady Eye'ın Differet Gear Still Speending'inden çok daha oturaklı, akıcı, hisli bi albüm bi kere (Liam'a bulaşmasam olmazdı). Albümün dikkat çeken parçaları; What A Life, Broken Arrow, Stop The Clocks ve şahsen en sevdiğim A Simple Game Of Genius.
Video kliplerden bahsedelim. Albümden 2 video klip yayınlandı. Her ikiside birbiriyle ilişkili olmasının yanı sıra hikaye örgüsüyle de dikkat çeken çalışmalardı. Yayınlanma tarihi sırasına göre paylaşıyorum, iyi seyirler.
The Death Of You And Me
If I Had A Gun..
AKA... What A Life !
Etiketler:
inceleme,
müzik,
noel gallagher,
oasis
5 Şubat 2012 Pazar
Run Forrest Run
Kimi parçalar tıp dünyasının yapamadığını yapar hastayı yatağından kaldırır, mutsuz insanı sevinç yumağı haline getirecek kadar hormon manyağı yapar, melankolik adamı sokağa çıkarıp kilometrelerce koşturur.. Gaz şarkılar diyerek kestirip atmalıydım, çok uzattım. Buyrun;
The Killers - Somebody Told Me
The Shins - Australia
Arcade Fire - Empty Room
White Lies - Bigger Than Us
Stereophonics - Dakota
The XX - Intro
I'm From Barcelona - The Painter
Blur - Song 2
The Killers - Somebody Told Me
The Shins - Australia
Arcade Fire - Empty Room
White Lies - Bigger Than Us
Stereophonics - Dakota
The XX - Intro
I'm From Barcelona - The Painter
Blur - Song 2
3 Şubat 2012 Cuma
Charlie Brown
Coldplay'in Mylo Xyloto albümünden elle tutulur 3-4 parçadan biri Charlie Brown. Parçanın klibi henüz yayınlandı. Sıcak sıcak paylaşayım dedim;
Coldplay - Charlie Brown
Coldplay - Charlie Brown
Etiketler:
coldplay,
müzik,
video klip
Sunday
Pazar günü boktur arkadaşlar, bu böyle biline. Farklı anlamlar yükleyen bi kitle var, yapmayın. Neyse o ayrı mesele. Gecenin konusu "sunday" temalı parçalar. Afiyet olsun.
Morrissey - Everyday is Like Sunday
Velvet Underground - Sunday Morning
John Lennon - Sunday Bloody Sunday
Sonic Youth - Sunday
Morrissey - Everyday is Like Sunday
Velvet Underground - Sunday Morning
John Lennon - Sunday Bloody Sunday
Sonic Youth - Sunday
Etiketler:
john lennon,
morrissey,
müzik,
sunday,
velvet underground
29 Ocak 2012 Pazar
The Verve
1989 kuruluş tarihli, garip bir Wigan'lı britpop grubu onlar. Vokalde Richard Ashcroft, gitarda Nick McCabe, bass Simon Jones, bateride ise Peter Salisbury var. Onlarda tıpkı diğerleri gibi Beatles ve Pink Floyd fanı olarak müziğe giriyor. Nezdimde başarısız sayılabilir bi grup olmasına rağmen Urban Hymns ile hoş anıları da olan insanlar aslında. Tabi bu arkadaşlar tipik 90'lar gruplarından farksızdı. Dağılmalar, birleşmeler cenabetlikler peşi sıra..
Richard Ashcroft gibi İngiltere'nin en yetenikli müzik adamlarından birinin tek başına götürdüğü gruptu vakt-i zamanında. A Storm In Heaven adlı ilk albümleri otoritelerce sevilsede fazla satmadı. Ada'da ki grupların kaderiydi, normal karşılandı tabi. Grup ilk kurulduğu dönem Verve adını almıştı ancak bu isimde birde plak şirketi bulunduğundan mahkemelik oldular ve isim The Verve olarak değiştirildi.
Asıl hayal kırıklığı 1995 çıkışlı A Northern Soul ile yaşandı. Albüm o kadar satmadı ki grup üyelerinde psikolojik sorunlar baş gösterdi. Üyeler arasında kavgalar, tartışmalar yaşanmaya başladı ve Richard gruptan ayrılma kararı aldı. 2 hafta sonra grubu tekrar birleştirmeye çalışsa da McCabe'i ikna edemedi ve onun yerine Simon Tong gruba dahil oldu..
1997'de işler yolunda gitmeye başlamış McCabe gruba dönüş yapmış, Urban Hymns yayınlanmıştı. Albüm kısa sürede İngiltere listelerinde en üst sıralara tırmandı.Müziğiyle farklılık yaratmış, dönemin diğer gruplarından ayrı tutulmuşlardı bile. The Verve artık en iyilerle anılmaya başlanmıştı. Satışlar iyiydi, Lucky Man, Sonnet gibi hit parçalar listeleri rahatsız etmeye devam ediyor (1 numaraya kadar yükseldi), başta NME olmak üzere eleştirmenlerce övgü yağmuruna tutuluyordu. Bittersweet Symphony albümün kuşkusuz en iyi parçasıydı. Rolling Stones'un The Last Time'ından ufak bi bölüm kullanmışlardı ve bu başlarına bi kez daha iş açacaktı. Stones'un plak şirketiyle mahkemelik oldular ve şarkının tüm haklarını yitirdiler..
1998'e gelindiğinde grup üyelerinin sağlık sorunları baş gösterdi ve grup bi süre sonra dağıldığını açıkladı. Bu The Verve'ün 2. kez sahnelerden inmesi demekti.. Hayranları haberi üzüntüyle karşılaşasa da grup üyeleri faaliyetlerini farklı gruplarla sürdürmeye devam etti.. Grup üyeleri 2007'de tekrar birleşeceklerini açıkladı. 2008'in Ağustos'unda Forth albümü ile geri dönüş yaptılar, konserlere bıraktıkları yerden devam ettiler. Albüm özlenen The Verve için güzel bir geri dönüş olmuştu. Lâkin Richard'a rahat battığı için solo projelere girişti ve grup 3. ve son kez dağılmış oldu..
O kadar hırgürden geriye kala kala bi Urban Hymns bir de Bittersweet Symphony'nin efsane klibi kalmıştı. O klişe sözle; "90'lardan bir The Verve geçmişti."
The Verve - The Drugs Don't Work
Richard Ashcroft gibi İngiltere'nin en yetenikli müzik adamlarından birinin tek başına götürdüğü gruptu vakt-i zamanında. A Storm In Heaven adlı ilk albümleri otoritelerce sevilsede fazla satmadı. Ada'da ki grupların kaderiydi, normal karşılandı tabi. Grup ilk kurulduğu dönem Verve adını almıştı ancak bu isimde birde plak şirketi bulunduğundan mahkemelik oldular ve isim The Verve olarak değiştirildi.
Asıl hayal kırıklığı 1995 çıkışlı A Northern Soul ile yaşandı. Albüm o kadar satmadı ki grup üyelerinde psikolojik sorunlar baş gösterdi. Üyeler arasında kavgalar, tartışmalar yaşanmaya başladı ve Richard gruptan ayrılma kararı aldı. 2 hafta sonra grubu tekrar birleştirmeye çalışsa da McCabe'i ikna edemedi ve onun yerine Simon Tong gruba dahil oldu..
1997'de işler yolunda gitmeye başlamış McCabe gruba dönüş yapmış, Urban Hymns yayınlanmıştı. Albüm kısa sürede İngiltere listelerinde en üst sıralara tırmandı.Müziğiyle farklılık yaratmış, dönemin diğer gruplarından ayrı tutulmuşlardı bile. The Verve artık en iyilerle anılmaya başlanmıştı. Satışlar iyiydi, Lucky Man, Sonnet gibi hit parçalar listeleri rahatsız etmeye devam ediyor (1 numaraya kadar yükseldi), başta NME olmak üzere eleştirmenlerce övgü yağmuruna tutuluyordu. Bittersweet Symphony albümün kuşkusuz en iyi parçasıydı. Rolling Stones'un The Last Time'ından ufak bi bölüm kullanmışlardı ve bu başlarına bi kez daha iş açacaktı. Stones'un plak şirketiyle mahkemelik oldular ve şarkının tüm haklarını yitirdiler..
1998'e gelindiğinde grup üyelerinin sağlık sorunları baş gösterdi ve grup bi süre sonra dağıldığını açıkladı. Bu The Verve'ün 2. kez sahnelerden inmesi demekti.. Hayranları haberi üzüntüyle karşılaşasa da grup üyeleri faaliyetlerini farklı gruplarla sürdürmeye devam etti.. Grup üyeleri 2007'de tekrar birleşeceklerini açıkladı. 2008'in Ağustos'unda Forth albümü ile geri dönüş yaptılar, konserlere bıraktıkları yerden devam ettiler. Albüm özlenen The Verve için güzel bir geri dönüş olmuştu. Lâkin Richard'a rahat battığı için solo projelere girişti ve grup 3. ve son kez dağılmış oldu..
O kadar hırgürden geriye kala kala bi Urban Hymns bir de Bittersweet Symphony'nin efsane klibi kalmıştı. O klişe sözle; "90'lardan bir The Verve geçmişti."
The Verve - The Drugs Don't Work
Etiketler:
bitterseet symphony,
müzik,
the verve,
urban hymns
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)